___________________________________________________________________________

(Melissa Bank’ın çok satar romanından : Erkekleri tavlama sanatı)
-(Melissa Bank’ın çok atar,hatta bol keseden trilyonlarca satar romanından : Erkek tavla , at bir takla sanatı)
Bilgili,çekici,akıllı ve hırslı bir genç kadın olan Brett,
-Esasında kendini öyle zanneden,son derece salak ama genç ve taş gibi olduğu doğru olan Brett,
hayatında ilk kez anne babasının yanından ayrılmış; kariyer hedefine ulaşabilmek amacıyla New York şehrine taşınmıştır.
- hayatında ilk kez ana babasıyla evlenemeyeceğini anlamış; e bari editör olayım diyerekten ünlü kariyerler şehri New York’a taşınmıştır.
Teyzesi Hilda’nın, Manhattan’ın ‘Upper West Side’ bölgesindeki dairesine yerleşmiştir.
-Yemeyenin malını yeriz,yemeyen keriz, hazır akrabam var niye sömürmüyorum diye düşünüp teyzesine ait olan Manhattan’ın Upper West Side bölgesi’nde Down Caddesi, apt 156, kat 1 ve 38 nolu adresteki evine yerleşmiş,bu daireyi de
uzun süredir beraber olduğu sevgilisi Jed ile paylaşmaktadır;
-imam nikahı bile olmayan bir adamla paylaşmaktaymış, artık tahmin edebiliyoruz bir ibnelik olacağını.
boş vakitlerini ise moda tasarımcısı olan en yakın arkadaşı Chloe ile sanatsal etkinliklere katılarak geçirmektedir.
-boş vakitlerini ise modadan bir halt anlamayan ama nedense bu alanda ısrar eden arkadaşı Chole ile sanatsal etkinliklere katılıp ve bol bol dedikodu yapıp yine boş geçirmektedir.
Bir gün bir imza gününde efsanevi yayın editörü olan, tüm kadınların kalbini fethetmiş Archie Knox ile tanışır.
-Bir gün insanların egolarını tatmin etmek için düzenledikleri malum imza gününde efsanelere konu olmuş, evrendeki tüm kadınların heryerlerini fethetmiş ve hatta eros kadar sapıtmış bir dallamayla tanışır,
İç güdüleri, kendinden yaşça çok büyük olan bu adamdan uzak durmasını söylese de,
-haliyle bu eros kılıklı yaşlı kurt bütün kadınları götürmüş olup bizim kahramanımızın memişlerine de imza atacaktır.
Brett kendisini bu çekici adamın büyüsüne kaptırmaktan alıkoyamaz.
-işte şimdi filmin adı neden suburban orospusu diye düşünmeyeceğiz,filmin burasında merakımızı gideriyoruz.
Onun için Archie, kendisi için hayal ettiği hayatın ta kendisidir.
O, bu adamın sadece çekiciliğinden değil, New York’un en başarılı simalarından olmasından da etkilenmiştir.
-Neden salak olduğu da burada anlaşılıyor,sırf ünlü olmak için adamın yatak odasından geçmeye razı.
Erkek arkadaşı Jed ile ilişkisini bitirir. Archie ile yaşayacağı ilişkinin onu gerçek bir kadın yapacağına inanır.
-Resmen tekmeyi basıyor eskisine,tabi bu esnada kahramanımızın bir ancuğu yokmuş diye öğrenip şok geçiriyoruz,yeni sevgilisi onu ameliyat ettirip deldirecekmiş ve o da gerçek bir kadın olacakmış,yani en azından böyle umuyormuş.
Ama kısa zamanda Brett’in mükemmel gözüken hayatı kötüye gitmeye başlar.
- Anyayı konyayı görme dönemi ya da sıçim aylarına geçiş…
Yayınevinin baş editörü işten ayrılır ve yerine güzeller güzeli, genç ve gösterişli İngiliz Faye Faulkner gelir.
- Zaten kadın götürmekten başka bir uğraşı olamayn herif işten ayrılıyormuş,bu yüzden ameliyat işi de yatıyor
Bu arada hayatta herşeyini paylaşabildiği tek kişi olan babası da oldukça hastadır.
- arada ufak bir kesit tabi,bu arada dediğine göre babasının nalları dikmek üzere olması önemli değil yani,biz aşk hayatına devam edelim.
Tüm bu tatsızlıkların daha da kötüye gitmesinde Archie’nin de büyük payı vardır.
Hayallerini süsleyen erkek aslında hiç de göründüğü gibi değildir.
- adam meğer ossurup burnunu karıştıran,seks yaparken geğiren bir tanrıymış,üstelik sifonu çekmiyormuş ! Ne kaba !
Brett’in olgun, kendine güvenli ve ayakları yere sağlam basan bir kadın olmasını sağlayacak olan da,
içine sürüklendiği bu durumdan kurtulma çabası olur
- Allah yardımcısı olsun,o kadar çekiyor ki kadıncağız… Filmin sonunda kahramanımızın nasıl olgunlaşıp pörsüdüğünü,başta taş gibi olan vücudunun nasıl kuru üzüme döndüğünü izleyecek,siz de bizim gibi gözyaşlarınızı tutamayacaksınız…
Yazan : Doğukan Anur
___________________________________________________________________________
1 Yorum
Yorum yapın


ay çok duygusaldı,çok ağladım !!! böyle filmler oscar almalı bence :-D